SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
AKP iktidarının federasyonu!

AKP iktidarının federasyonu!

Türkiye Futbol Federasyonu, uygulamaları ve olaylar karşısındaki tutumu ile AKP iktidarını aratmıyor.

Tarık ERYİĞİT / HABER ANALİZ

Halk arasında ebeveylerinin karakter ya da davranış özelliklerini gösterenlere “Babasının oğlu”, “Annesinin kızı” gibi tabirler kullanılır. Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) karakter yapısına ve davranış özelliklerine baktığımızda rahatlıkla “AKP’nin federasyonu” diyebiliriz.

Anında geri dönüş yeteneği, seçimlerde yaşanan tartışmalar, sorun çözmekteki yeteneksizlik, iki tarafın benzer özelliklerinden bazıları… TFF’nin uygulamaları tıpkı AKP’nin ülkeyi gün geçtikçe karanlığa sürüklemesi gibi Türkiye’deki futbolu kaosun ve çıkmazın içine doğru sürüklüyor.

Ülke uçurumun eşiğine gelmişken atılan “Yeni Türkiye, güçlü Türkiye” söylemleri ile futbolun yerlerde olduğu dönemde “Geleceğe damga vuracağız” sözleri artık inandırıcılıktan uzak… Futbolda uzun yıllar sonra yakaladığımız tek başarı olan Avrupa Şampiyonası’na bile formatın değişmesi ve Hollanda’nın kötü olmasına borçluyuz…

erdoğan-rte-120-01

“ÖYLE DEMEDİM BÖYLE DEDİM”

Yıldırım Demirören ile AKP iktidarının ilk benzer özelliği 180 derece dönebilme yeteneği… AKP, bugün kardeşim dediğine yarın düşmanım, var dediği soruna yok, şöyle dediğine böyle, öyle dediğine şöyle” diyebilme yeteneği ile tanınıyor. Demirören de uygulamaya koyduğu kurallarda değişikliğe gitmekte iktidardan geride kalmıyor.

Bunun en net örneğini yabancı sınırlamasında gördük. Önce “Yabancı oyuncu sayısı kademe kademe düşürülecek” denildi. Sonra bir anda serbest bırakıldı. O dönem kararın milli takıma daha fazla oyuncu kazandırılması için alındığı söylendi. Sonra fikir değişti. Yabancı sınırının kalkması bir anda Türk futbolunun geleceğini kurtaran mucize bir uygulama oldu.

Federasyonun ilk söylediği söze güvenen takımlar tüm planlarını 5 yabancı kuralına göre gerçekleştirdi. Ona göre transferler yapıldı, yerli futbolcularla yüksek yüksek ücretli yeni sözleşmeler imzalandı. Ancak bir anda değişen karar sonrası, tıpkı ülkedeki muhalefet gibi, tek bir ses bile çıkmadı.

erdoğan-rte-20-01

SORUN ÇÖZMEDE YETENEK!

TFF’nin sorun çözme konusundaki sıkıntıları da tıpkı AKP iktidarının icraatlarını andırıyor. “Koşularımızla 0 sorun” diyerek başlayan süreç, tüm komşularımızla kanlı-bıçaklı olmaya kadar uzandı. TFF de “Tribündeki şiddet olaylarını çözeceğiz” diyerek çıktığı yolda, “Statlarda 0 taraftar” boyutuna ulaştı.

Tribünlerde yaşanan şiddet olaylarını çözmek için sadece Passokart çıkarmayı yeterli gören federasyon, maç izleyen taraftar kalmadığı için bir bakıma sorunu çözmüş oldu. Ancak onda da maç izleyen bir avuç taraftardan küfür eden ya da olay çıkaranı bile ayırt edemeyeceği bir sistem yaratmış oldu. Artık seyircisiz oynama cezası yok ama tribünde 1 kişi bile küfür etse, o maçı izleyen herkesin cezalandırıldığı bir uygulama geldi.

Tıpkı AKP’nin “Komşularla 0 sorun” politikası gibi… Tüm komşularla ilişkinizi keserseniz, doğal olarak sorun da yaşamazsınız! Zihniyet aynı… “Komşu yoksa sorun yok, taraftar yoksa şiddet yok!”

TFF’nin çözemediği bir diğer sorun ise stat zeminleri… Demirören bu konu sorulduğunda “Sorumluluk bizde değil kulüplerde… Onlar bakamıyorlar” diyerek işin içinde sıyrılıyor. Tıpkı AKP iktidarının meydana gelen her olayda “Bizim bir ihmalimiz yok. Dış güçleriin işi” demesi gibi… İnsanların sorduğu soru aynı “Gücü yönetenlerin yapabileceği hiç mi bir şey olmaz”

erdoğan-rte-220-01

TARTIŞMALI SEÇİM

Beşiktaş Başkanı olduğu dönemde tribünlerin “Yeter, Yıldırım Demirören yeter” diyerek gönderdiği federasyon başkanının yaptıklarını Fikret Orman hala toparlamaya çalışıyor. Ancak Yıldırım Demirören’in Türk futboluna verdiği zarar yeterli görünmemiş olacak ki, TFF’nin başına geçirilmesi uygun görülmüş.

Yıldırım Demirören, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı konuşmada ‘Üzdüm mü seni patron?' dedikten sonra ağlayarak özür dileyen Erdoğan Demirören’in oğlu… Yani iktidar ile ilişkileri iyi… Anlaşılan o ki bu yakınlaşma Demirören’i fazlasıyla etkiliyor. O da tıpkı iktidar gibi davranışlarından sorumlu olmadığını düşünüyor.

Bu sorumsuzluğun son örneğini TFF seçimlerinde gördük. Başkanlığa aday olan Haluk Ulusoy, yeterli imza toplayamadığı gerekçesiyle seçşime katılmadı. Her iki tarafa da imza atan delegelerin olması Ulusoy’un yeterli imza toplayamamasına neden oldu. Böylece Demirören, tek başına girdiği seçimde yine başkan oldu. Ulusoy itiraz etti ama ülke yönetimindeki soruyla karşılaştı “Kimi kime şikayet ediyosun?”

Bu bize Demirören’in babasının ağayacak kadar yakın olduğu AKP iktidarının seçimlerde hile yaptığı iddialarını gündeme getirdi. Ancak tıpkı ülkede olduğu gibi federasyonda da konu ile ilgili detaylı soruşturma yapılmadı. Seçimde yeterli imza gerekliliğinin demokrasiye aykırı bir uygulama olduğu söylendi ancak hiçbir şey yapılmadı. Tıpkı iktidarın baraj konusundaki hassasiyetini tek başına iktidar olduktan sonra unutması gibi…