Reklamsız Sözcü

Yunus: İyi başlayalım

Bundesliga'nın Mainz takımında forma giyen milli futbolcu Yunus Mallı, Fransa'da düzenlenecek 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'na iyi başlamaları halinde başarılı olacaklarını söyledi.
11:341 Aralık 2015
0
Yunus: İyi başlayalım

Almanya’da başlayan futbolculuk kariyerinde Panzerlerin genç ve ümit millî takımlarında forma giyen, Bundesliga’da Mainz takımında gösterdiği performansla dikkat çeken Yunus Mallı, , Millî Takım tercihinde ay-yıldızı seçti ve Katar maçında ilk tecrübesini yaşadı. Oyun görüşü, yüksek tekniği, sürati ve yüksek pas yüzdesiyledikkat çeken 10 numara, kariyer hikâyesini, millî takım tercihini ve hedeflerini TamSaha’da Mazlum Uluç’a anlattı.

Mazlum Uluç’un Yunus Mallı ile gerçekleştirdiği röportajın tam metni ise şöyle:

Millî Takımımız için yeni bir umut olarak görülen Yunus Mallı’yı tanımak istiyoruz. Bize ailenden ve Almanya’ya göç hikâyenizden söz eder misin?

1992’de Almanya’nın Kassel şehrinde doğup orada büyüdüm. Aslen Gümüşhane Şiranlıyız. Annem ve babam Şiran’da doğmuş. İkisi de babalarıyla birlikte Almanya’ya göç etmiş. Dört kardeşiz. Bir abim, bir kız, bir de erkek kardeşim var. Abim de amatör düzeyde futbol oynuyor. O da yetenekli bir oyuncu ama meslek olarak futbolu değil; öğretmenliği seçti. Bir okulda matematik ve spor dersleri veriyor. Bu arada iki kardeşim de öğrenci. Babamın bir kaporta firması vardı. Ancak işlerin sorumluluğu ve yoğunluğu artınca firmasını yanında çalışanlara sattı, şimdi orada çalışmaya devam ediyor. Benim de küçükken yaz tatillerinde babama yardım etmek için kaportacıda çalışmışlığım vardır.

Babanın futbolla bir ilişkisi var mı?

Hayır, hiç futbol oynamamış. Ama ben oynamaya başladıktan sonra tabiî beni antrenmanlara götürüp getirdi ve o sayede futbola ilgi duymaya başladı. Sağ olsun babamın futbolcu olmamdaki desteği çoktur.

Senin futbolcu olmana gelirsek, topla haşir neşir olmaya ne zaman başladın?

Abimle sokakta top oynardım. Bu arada abim 9 yaşına geldiğinde yaşadığımız yerin amatör takımı Sportfreunde Fasanenhof’un altyapısına girmişti. Ben de onunla birlikte zaman zaman antrenmanlara gidiyordum. 6 yaşındayken bir gün abimin hocası beni de antrenmana aldı ve futbola öyle başladım. 8 yaşındayken VfL Kassel’in altyapısını geçtim. 2007’de ise Bundesliga takımlarından Borussia Mönchengladbach’ın altyapısına geçtim. Orada yatılı olarak kalmaya başladım.

15 yaşında ailenden ayrı kalmak zor olmalı senin için.

Zordu elbette. Henüz çocuk yaşta sayılırdım. Ailemden ilk defa ayrılıyor ve 270 kilometre mesafede, hiç bilmediğim bir ortamda yaşıyordum. Ama futbolcu olmak istiyordum ve Kassel’de veya yakınında bir Bundesliga takımı yoktu. Eğer futbolcu olmak istiyorsam iyi bir eğitim görmem, kendimi geliştirmem gerektiğini biliyordum. Dolayısıyla bütün bu zorlukların üstesinden gelmem gerekiyordu. Ben de bu düşünceyle ailemden uzak kalma sıkıntısına göğüs gerdim ve gerçekten de Mönchengladbach altyapısında iyi bir eğitim aldım.

O dönemde seninle birlikte altyapıda bulunan oyuncular arasından başarılı isimler çıktı mı?

Bugün Trabzonspor’da oynayan ve Alman Millî Takımı’nın da formasını giyen MarcoMarin vardı mesela. Benden üç yaş büyüktü ama tesislerde yatılı kalan 11 oyuncudan birisi de oydu. Bir diğeri de bugün Barcelona’nın kalesini koruyan Marc-Andre ter Stegen’di.

Almanya’da futbolla eğitimi bir arada yürütmek gibi bir zorunluluk var. Sen bu süreçte neler yaşadın?

Dediğiniz gibi Almanya’da futbolla okul eğitiminin bir arada yürümesi gerekiyor. Sistem de bunun üzerine kurulu zaten. Mönchengladbach’ta sabahtan öğleye kadar okula gidiyordum. Tesislere döndükten sonra kulübün öğretmenleri eşliğinde ders çalışmayı sürdürüyor, akşamları da antrenman yapıyorduk. Alman eğitimin sisteminde abitur denilen en yüksek seviyedeki lise diplomasını aldım. Derslerde de başarılı bir öğrenciydim. Okul biterken, Mönchengladbach’la sözleşmem sona ermişti. Ben de 6 ay öncesinden Mainz’la anlaşmıştım. 2011 sezonundan itibaren Mainz’da oynamaya başladım.

Seni transfer eden teknik direktör, şimdi Borussia Dortmund’un başında bulunan Thomas Tuchel miydi?

Evet. Mainz’la bir maç yapmıştık. Beni o maçta beğenmiş ve transferimi istemiş. Gerçekten de çok başarılı bir teknik adam. Zaten Dortmund’da da kalitesini herkese gösteriyor. Mainz’da birlikte geçirdiğimiz dönemde ondan çok şey öğrendim. Tuchel oyuncusundan eleştiriyi eksik etmeyen bir teknik adam. Bu nedenle Mainz’da zor günler de geçirdim açıkçası. Ama o benim gelişmem için bu eleştirileri yapması gerektiğini düşünüyordu.

Bu konuyu açalım istersen. Çünkü Mainz’a gittikten kısa bir süre sonra 4. Lig’deki ikinci takıma gönderildin.

Evet, öyle oldu. Henüz birinci takımla maça çıkmadan ikinci takıma gönderildim. Tabiî bu arada yine birinci takımla antrenmanlara çıkmaya devam ediyordum. Tuchel benim ikinci takımda oynayarak kendimi daha iyi geliştirebileceğimi düşünmüştü. Zaten 11. haftadan itibaren de yeniden birinci takıma ve Bundesliga’ya döndüm.

Tuchel seni gören, beğenen ve isteyen teknik adamdı. Öncelikle senin hangi özelliklerini beğendiğini sorayım.

Aslında bu soruyu kendisine sormak gerekir. Sanırım oyun görüşümü, tekniğimi, süratimi, attığım ara pasları beğeniyordu.

Ama tüm bunlara rağmen seni ikinci takıma gönderdiğine göre bir şeyleri de eksik bulmuş olmalı. Sende eksik gördüğü yönler neydi?

Mücadele gücümü artırmam gerektiğini düşünüyordu. Topu kaybettiğimde geri kazanmak için koşma isteğimi artırmam gerektiğini söylüyordu. Bir de ben karakter olarak durgun bir insanım. Benden biraz daha agresif olmamı istiyordu. Ama zaman içinde benden istediklerini yerine getirerek geri dönmeyi başardım.

Seni futbola başladığın arkadaşlarından ayıran ve bugün hem Bundesliga’da oynamanı hem de A Millî Takımımızın formasını giymeni sağlayan en önemli özelliklerin neler?

Çok çalışmanız, istekli olmanız ve kendinizi tamamen futbola vermeniz gerekiyor. Ben yıllarca bunu yaptım. Bir yandan okul diğer yandan da futbol eğitimim sürecinde kendimi tamamen görevlerime verdim, işime odaklandım. Elbette biraz şans da gerekiyor. Doğru zamanda, doğru yerde olmak da çok önemli. Benim açımdan her şey yolunda gitti ve bugünlere geldim.

Futbolcu olabilmek için 15 yaşında ailenden ayrılman, Mainz’a büyük hayallerle geldikten sonra ikinci takıma gönderilmen futbol hayatın boyunca karşılaştığın önemli zorluklar. Bunların üstesinden gelebilmek de sağlam bir irade gücü gerektiriyor sanırım.

Asla pes etmemek, zorluklar karşısında daha fazla motive olmak gerekiyor. Ben de ikinci takıma gönderildiğimde kendimi göstermek istedim. “Burada performansını göster, antrenör de mutlaka duyar ve görür” dedim. Birinci takımla çıktığım antrenmanlarda da yine kendimi göstermeye çalıştım ve zamanla bu çaba sayesinde yeniden Bundesliga oyuncusu oldum.

Kendine örnek aldığın oyuncular var mı?

İzlediğim oyuncular elbette var ama tamamen örnek aldığım, “Onun gibi olacağım” dediğim bir oyuncu olmadı. Ronaldinho ve Zidane gibi çok büyük oyuncuları beğenerek izledim. Onların bazı yönlerini kendime örnek aldım ama hiçbir zaman “Tam da onun gibi olmak istiyorum” dediğim bir oyuncu olmadı.

Zaman zaman kanatlarda da görev aldığını biliyoruz ama sen kendini tipik bir 10 numara olarak mı tanımlıyorsun?

Dediğiniz gibi bazen kanatlarda da oynuyorum ancak benim en verimli olduğum yer forvet arkası. Zaten Mainz’da da sürekli forvet arkasında oynuyorum.

Hoffenheim maçında hat-trick yaptığın zaman Jürgen Klopp’un tribünde sevinç gösterileri yaptığı görüntüler oldukça çarpıcıydı. Klopp şimdi Emre Can’ın da formasını giydiği Liverpool’un başında. Acaba seninle ilgili de planları olabilir mi?

O maçın oynandığı dönemde Klopp’un Liverpool’la bir ilgisi yoktu. Sadece sıkı bir Mainz taraftarı olarak tribündeydi. Zaten ailesi de Mainz’da yaşıyor. Dolayısıyla tamamen bir tesadüftü. Ama o maç benim için çok önemli ve değerliydi. Bundesliga’da ilk ve tek hat-trickimi o maçta yapmıştım.

Almanya’da 2.5 milyon Türk nüfus yaşarken, oradan ligimize gelen oyuncu sayısı oldukça yüksek. Geçtiğimiz sezon ligimizde oynayan Türk oyuncuların üçte biri gurbetçilerdi. Bunu neye bağlamak gerekiyor? Almanya’daki altyapı sistemleri hakkında bize neler söylersin?

İyi bir soru gerçekten de. Demek ki Almanya’daki altyapılarda genç oyuncuların yetiştirilmesi için daha fazla çaba harcanıyor. Orada yıllar boyunca oturtulmuş sağlam bir sistem var. Türkiye’nin hedefi de bu yönde kendisini geliştirmek. Dilerim burada da altyapı sistemi doğru biçimde oluşur ve Türkiye’de de çok sayıda oyuncu yetiştirilir.

Millî Takım tercihine gelelim istersen. Daha önce Almanya için oynamıştın ve hatta U17 takımıyla Avrupa Şampiyonluğu yaşamıştın. Sonrasında da U21 düzeyi dâhil hep Almanya adına oynadın. Bize bu tercih sürecinden bahseder misin?

17 yaşındayken Almanya’dan genç millî takımlarında oynama teklifi almıştım. Ben de bu daveti kabul ettim ve böyle başladı. Benim açımdan çok da iyi geçti. Zaten ilk yılımda, yani 2009’da U17 takımıyla Avrupa Şampiyonu olduk. Sonrasında da U21 takımına kadar gayet güzel dönemler geçirdim. Ama Türkiye’den ciddi bir teklif geldiğinde bu teklifi kabul ettim. Sonuçta kendimi Türk hissediyorum. Hayatımda ve kariyerimde Türkiye adına oynamanın, ay-yıldızlı formayı giymenin nasıl bir duygu olduğunu bilmek ve öğrenmek istedim. Çok farklı bir şey olduğunu düşündüm. Katar karşısında ilk maçıma çıktım. Beklediğim gibiydi. Benim adıma çok özel bir şeydi. İnşallah devamı da gelir.

Karar verme sürecinde Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Almanya’ya gelip seninle konuştu. Löw’ün de seninle görüştüğü ve nihayetinde senin bir karar vereceğin yazılıp çizildi. Bu süreçte neler yaşandığını bize anlatır mısın?

Aslında konu medyaya biraz farklı yansıdı. Fatih Terim Almanya’ya gelmişti ve Leverkusen’le oynadığımız maçtan sonra kendisiyle görüşüp tanıştım. O görüşmede, vatanını seven her Türk evlâdının Millî Takım’a gelmesi gerektiğini, beni de istediğini söyledi. Bu sözler karşısında büyük bir gurur duydum ve Türkiye için seve seve oynayabileceğimi söyledim. Fakat sadece Alman vatandaşlığım vardı ve “Vatandaşlık işlemlerim halledilir edilmez hemen gelirim” dedim. Almanlar Fatih Terim Hocamla görüştüğümü duyunca benimle irtibata geçti. Alman Futbol Federasyonu’nun Sportif Direktörü Hans-Dieter Flick aradı ve “Kararı tabiî ki sen vereceksin. İyi gidiyorsun ve biz de seni beğenerek izliyoruz. Millî takım planlarımızın içinde sen de varsın. Yakın bir zamanda aramızda olacaksın. Kararını verirken bunu bilmeni istiyoruz” dedi. Ben de kendisine “Löw’ün de izlemesi beni gururlandırdı. Bir karar verirsem size dönerim” dedim. Bu sırada vatandaşlık işlemlerim sürüyordu. Alman vatandaşlığımı kaybetmek istemiyordum. Çifte vatandaşlık için de Almanya Vatandaşlık Dairesi’nden bir belge almam gerekiyordu. Ama bu işlemler üç-dört hafta sürdü ve bu nedenle maalesef Çek Cumhuriyeti ve İzlanda ile oynanan son grup maçlarına yetişemedim. Fatih Hocam beni o maçlar için de istiyordu. Belgeyi beklerken bayağı stresli günler geçirdim. Vatandaşlık dairesine defalarca gittim geldim. Niye çifte vatandaşlık istediğimi sorguladılar. Ama nihayet işlemler tamamlandı ve bu kampa yetiştim. Şu anda burada olduğum için çok mutluyum.

Peki, Almanlar bu kararını nasıl karşıladı?

Kararımı verdikten sonra aradım ve onlara da bildirdim. “Niye böyle yaptığını bilmek isteriz” dediler. Kendilerine bugüne kadar birlikte geçirdiğimiz günler için teşekkür ettim, “Bu süreçte kendimi geliştirmeme yardımcı olduğunuz için gerçekten teşekkür ederim. Ama ben Türküm. Hayatımda ve kariyerimde Türkiye için oynamanın ne demek olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu benim için çok farklı bir duygu olur. Bu nedenle kararımı Türkiye’den yana kullandım. Lütfen beni anlayın” dedim. Onlar da “Tamam” dedi. Zaten söyleyecekleri başka bir şey de yoktu.

Türkiye için oynamanın ne demek olduğunu Katar maçında öğrenmiş oldun. Daha önce Almanya adına oynarken hissettiklerinle ay-yıldızlı formayla çıktığın Katar maçı sırasında hissettiklerin arasında fark var mıydı?

Elbette fark var. Hem de çok fazla fark var. İnsan Türk Millî Marşını seve seve söyler. Atmosfer olarak da çok farklı. İlk maçında büyük bir heyecan yaşadım. Türkiye formasıyla sahada olmak, mücadele etmek büyük bir gurur kaynağı oldu benim için. Maçtan sonra ailem de aradı. Tebrik ettiler, benimle gurur duyduklarını söylediler.

Heyecanlı olduğunu söylemene rağmen Katar maçında Millî Takımımıza beraberliği getiren golde de katkın oldu. Gerçi o pozisyonda yapmak istediğini tam olarak gerçekleştiremedin ama sonuçta top doğru yere gitti ve gol de geldi. Bize o pozisyonu anlatır mısın?

Gökhan abiye pas verdim, o da topu yeniden içeriye çevirdi. Zemin pek iyi değildi ve sanırım top sekti. Olcay abiye oynayacaktım ama o sırada top sekince iki ayağımın arasında gidip geldi. Yine de yapmak istediğim şey gerçekleşti ve top Olcay abiye gitti. O da sonra Arda abiye oynadı ve gol geldi.

Daha önce Almanya adına defalarca oynamış bir oyuncu olarak buradaki Millî Takım atmosferini nasıl buldun?

Almanya’da da millî takımlarda samimi arkadaşlarım vardı ve onlarla da iyi anlaşıyorduk. Burada da çok iyi karşılandım ve ağırlandım. Hiç yabancılık çekmedim. Atmosfer harika. Sonuçta ben bir Türküm ve zaten kendimi buraya ait hissediyorum. Takım arkadaşlarım da benim için bu adımı kolaylaştırdı.

Bu arada Türkçe’yi oldukça iyi konuşman dikkatimi çekti. Kelime hazinen oldukça zengin…

Almanya’da hep Almanca röportaj verdiğim için aslında şimdi biraz zorlanıyorum. İki lisanı da konuşmaya ve korumaya çalışıyorum. Kendimi Türkçe olarak ifade edebildiğimi düşünmenize de sevindim.

Fatih Terim’le ilk kez bir kamp dönemi geçirdin. Onu daha önce çalıştığın teknik adamlardan ayıran özellikleri neler?

Sadece birkaç gün birlikte olabildiğim için bu soruya detaylı bir cevap verebilmem kolay değil. Bu kısa sürede görebildiğim kadarıyla oyuncuları üzerinde saygı uyandıran ve konuşmalarıyla onları etkileyebilen bir teknik adam Fatih Terim. Çok büyük başarılara imza atmış bir teknik direktör ve onun ne kadar tecrübeli olduğunu görebiliyoruz.

Millî Takımımızın 2002’deki Dünya, 2003’teki Konfederasyon Kupası üçüncülüklerini ve EURO 2008’de yarı final oynamasını hatırlıyor olmalısın. O dönemde bir taraftar olarak neler hissettin, neler yaşadın? O dönemde bir gün kendinin de bu takımın bir parçası olduğunu hayal etmiş miydin?

2002 ve 2003’ü çok fazla hatırlayabildiğim söylenemez. Ama 2008’i çok iyi hatırlıyorum. Arkadaşlarımla birlikte, meydanlarda kurulan dev ekranlarda maçları büyük bir coşkuyla izlerdik. Galibiyetlerin ardından da konvoylar oluşturup şehir turu atardık. Ama o dönemde bir gün gelip de Millî Takım’da oynayabileceğimle ilgili bir hayalim yoktu açıkçası. İlk hedefim profesyonel olmak ve Bundesliga’da oynamaktı. Millî Takım adımı için henüz çok erkendi.

Millî Takımımız, Avrupa Şampiyonası finallerinde her seferinde bir adım öteye gitmeyi başardı. 1996’da ilk kez katıldı, 2000’de çeyrek, 2008’de de yarı final oynadı. Sen Millî Takımımızın EURO 2016 hedefleri için neler söylersin?

Ben EURO 2016’da da yine iyi şeyler yapabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Millî Takımımız giderek yükselen bir çizgiyi yakaladı. Kadromuz iyi. Çok kaliteli oyunculara sahibiz. Avrupa’da oynayan oyuncularımız var. Tecrübeli oyuncularımız var. Genç oyuncularımız var. Bence bu karışım bir takım için önemli. Devamlı konsantre olur, oyuncular olarak kendimizi geliştirebilirsek ve turnuvaya iyi bir başlangıç yapabilirsek başarılı olabileceğimizi düşünüyorum.

Şu da var… Biz iyi başlayamasak da sonunu iyi getirebilen bir takımız. Son elemelerde de bu gerçek ortaya çıktı. Sence bizim takımımızın en karakteristik özelliği nedir?Hiç vazgeçmeyen, pes etmeyen bir takımımız var. Geride olsa bile mücadeleyi hiç bırakmayan ve galibiyete inanan bir takımız. Bunu ilk maçımda da bizzat gördüm. Katar maçının ilk yarısını 1-0 geride kapatmıştık ama ikinci yarıda bambaşka bir futbol oynadık, kendimize inandık, galibiyeti istedik ve iki gol bulup kazandık. Türkiye’nin özelliği bu galiba. Ama belki de hiç riske girmeden en baştan itibaren kazanabilen bir takım olabiliriz. Bu da çalışmakla olabilecek bir şey.

EURO 2016’yla ilgili olarak senin kişisel hedeflerin neler?

Benim için önemli olan ilk defa geldiğim Millî Takım’da kendimi gösterebilmek… Antrenmanlarda ve hocam bana şans verdiğinde elimden geleni yapmak… Mainz’de oynarken kendimi her geçen gün geliştirmek ve goller atmak… Şampiyonaya kadar önümüzde uzun bir süre var. Ben bu süre içinde kendimi daha hazır bir hale getirmek ve hocam tarafından EURO 2016 kadrosuna alınmak istiyorum.

EURO 2016 kadrosuna alındığını düşünürsek Fransa’da neler yapabilmeyi hayal ediyorsun? Mesela turnuvanın yıldızlarından biri olabilir misin?

Onu zaman gösterir. Ben sadece çok çalışmam gerektiğini biliyorum. Her oyuncu kendisini takımında geliştirmeye ve daha iyi hazırlamaya çalışmalı ki sezon sonundaki bir turnuvada ayakta kalmayı başarabilsin. Bu tip turnuvalarda çok güçlü takımlar ve oyuncular var. Onlarla baş edebilmek için Haziran ayına yüksek bir tempo ve kapasitede girmemiz gerekiyor. Benim için önemli olan kendimi o günlere kadar iyi tutmak ve fit olmak.

Bu sözlerinden ayakları yere sağlam basan bir insan olduğun da anlaşılıyor.Bu benim yetişme tarzımla ilgili bir durum. Ailemden böyle gördüm. Hiçbir zaman havalarda uçan bir insan olmadım ve olmamaya çalışacağım.