Reklamsız Sözcü

Atınç: Gitmek istiyorum

Beşiktaş'tan Bundesliga 2'de Leipzig'e transer olan Atınç Nukan, yeni takımında iyi performans gösterip Fransa'da düzenlenecek 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'na gitmek istediğini söyledi.
11:461 Aralık 2015
0
Atınç: Gitmek istiyorum

TamSaha dergisinden Rasim Artagan’a genç savunmacı futbol yaşantısını, kariyerini ve hedeflerini anlattı.Rasim Artagan’ın Atınç Nukan’la yaptığı röportajın tam metni şöyle:

20 Temmuz 1993 doğumlu, çok genç bir oyuncusun. Futbola Küçükçekmecespor’da başladın. Bize o günleri biraz anlatır mısın? Nasıl futbolcu oldun?

Futbola herkes gibi çok ufakken ve sokakta başladım. Bu bir aşk. Sonuçta ülkemizde futbola olan ilgi ve sevgi çok yüksek. Ben de futbola aşık bir çocuktum. Annem-babam anlatıyor; 3-4 yaşındayken sürekli topla oynarmışım. Sabah çıkıyormuşuz, akşam geliyormuşuz. Ben de böyle büyüdüm tabiî ki. Topa olan aşkım büyüktü. Bahçelievler’de oturuyoruz. Sonra Küçükçekmecespor’un minik takımında başladım. Tabiî ki amatör bir ruhla. Orada öğreniyorsun her şeyi. O ruh olmadan zaten başarı zor. O ruhu alman gerekiyor. Orada yıllarım geçti. Çok güzel yıllarım geçti. Hayatı orada öğrenmeye başladım. 2 sene boyunca Küçükçekmecespor’un formasını giydim. Oradan da Beşiktaş’a geçtim.

Nasıl transfer oldun?

Ömer Gülen Hocam sayesinde… Altyapı hocam. Beni takip edip Beşiktaş’a kazandırdı. 2006 yılında, 12-13 yaşındayken Beşiktaş’a geldim. Beşiktaş kariyerim minik takım, yıldız takım, A Genç, PAF ve sonra da A takım olarak devam etti. Aslında çok hızlı bir gelişim oldu benim için. Basamakları hızlı çıktım.

13 yaşında Beşiktaş’a geldin ve 16 yaşında A takıma çıktın. Daha sonra Mustafa Denizli devreye giriyor değil mi?

Evet, beni bir PAF takım maçında izlemiş. Fenerbahçe ile oynadığımız A2 maçıydı. O maçtan sonra beni çok çabuk bir şekilde A takıma kazandırdı. A takımın idman saatiydi. Mustafa Hoca zaten PAF maçlarını takip ediyordu. O maçı izledikten sonra ertesi gün tesise geldiğimde A takımla idmana çıkacağım söylendi. Tabiî çok büyük bir heyecan duydum. Çünkü 2-3 ay öncesinde Mecidiyeköy’den Fulya’ya yürürken bunun hayallerini kuruyordum. Bir anda hayallerim gerçek oldu. Sonra profesyonel sözleşme imzaladım. Sonra bir maç da oynama şansım oldu.

Peki, Mustafa Hocayla aranızdaki ilk konuşmada sana neler söyledi?

İlk gittiğimde bana eksiklerimin neler olduğunu, neleri geliştirebileceğimi ve neleri iyi yaptığımı söyledi. Benimle özel olarak ilgilendi. Çok güzel anlardı benim için. Şu an bile düşününce mutlu oluyorum. Çok kıymetli bir andı. 16 yaşında bir çocuktum ve Mustafa Hocam bana özel ilgi gösteriyordu. Bir de İnönü’de ilk sahaya çıktığım anı hiç unutmam. Bunu her yerde söylüyorum. Manisaspor maçında ilk kez sahaya çıkmıştım. 16 yaşında bir çocuk, 30 bin kişinin önüne çıkıyor. İnanılmaz bir atmosfer. Heyecan dorukta, çünkü çocuğum. Çok mutlu olmuştum, çok heyecanlanmıştım. İyi oynamıştım o maçta. Güzel geçmişti. 2-0 kazanmıştık maçı. Yenince, ben de iyi oynayınca dünyanın en mutlu insanı olmuştum. Hayatım bir anda değişmişti. BerndSchuster zamanı geldi ve kampa gittik. Ama sonra A2’ye indim. Ara ara beni kadroya alıyordu. Sonra ikinci devre itibariyle tekrar A takımla idmana çıkmaya başladım. Kupa maçında oynadım da. Schuster de benimle çok ilgilendi sağolsun. Tayfur Hoca, Carlos Carvalhal dönemleri geldi. Bir dönem zorluklar da yaşadım Beşiktaş’ta. Sonuçta hakeden, çalışan her zaman hakettiği yeri alıyor. Schuster ve Tayfur Havutçu dönemleri iyi geçti. Samet hoca geldi, uyuşamadık.

Bu zor süreçleri çok genç bir oyuncu olarak nasıl atlattın? Sonuçta bir gün A takımda, diğer gün A2’de forma giymek ister istemez psikolojik olarak da zorluyordur insanı

Bu kulübün altyapısından gelmiş bir oyuncuyum. Bana sahip çıkılması gerekirken maalesef öyle olmadı. Ben hiçbir zaman çalışmayı bırakmadım. Bir ara futboldan kopma noktasına da geldim. Psikolojik olarak çok zor zamanlar oluşturuldu. Ama ailem hep yanımdaydı. Çok zor zamanlardı. Fakat çalışmayı hiç bırakmadım. Kendime olan güvenim her zaman yüksekti. Biliç geldi. Kendisiyle kampa gittim. Bana, “Senin kiralık olarak bir takıma gidip oynaman çok önemli” dedi. Çünkü oynama garantisi vermedi bana. Ben de 1 sene kiralık olarak Dardanelspor’a gittim. Benim için çok iyi oldu oynamak. O senenin dönüşünde Biliç’le tekrar devam ettim.

Oyuncuların kariyerine baktığımız zaman Anadolu takımlarına kiralık gitmenin çoğu zaman çok faydalı olduğunu görüyoruz. Geçmişte Arda Turan-Manisaspor örneğinde olduğu gibi… Sen bu konuya nasıl bakıyorsun?

Dardanelspor’da tüm maçlarda oynadım. Bu bana hem fizik hem de mental olarak çok büyük katkı sağladı. Sonra buradan aldığım özgüvenle geri döndüm. Biliç bana çok sahip çıktı. “Başka bir adam istemiyorum” dedi ve bana güvenini gösterdi. Ekibi de bana çok güveniyordu. Onlarla çok iyi bir sezon geçirdik. İyi maçlar çıkardım.

Büyük yıldızlar Guti, Quaresma, Fernandes gibi futbolcularla oynadın. Böyle büyük isimler sana ne kattı?

Hepsinden çok şey öğrendim. Onlar çok büyük yıldızlar. Real Madrid, Barcelona, Chelsea gibi takımlarda oynamış yıldızlar. Onlarla oynamak çok büyük bir şanstı benim için. Saha içinde değil, yaşam kalitesi, profesyonellik olarak onlardan çok şey öğrendim. Uyku düzeni, yemek, beslenme, idman sonrası rejenerasyon çalışmaları, dinlenmeleri, maçlardan önce yaptıklarından çok şey öğrendim. 18-19 yaşındaki bir çocuk; playstationda oynadığı futbolcularla bir anda idmana çıkmaya başlıyor. Bu çok önemli bir şey. İmrenerek bakıyorsunuz onlara…

Böylesine büyük yıldızlarla oynamak ister istemez bazı sıkıntıları beraberinde getiriyor mu? Fazla özgüven, fazla ego gibi?

Ego eğer kontrol edilemezse sıkıntı getirebilir tabiî ki. Ama benim böyle bir yapım yok. Ailemden aldığım eğitim bu konuda bana çok yardımcı oldu. Her zaman kontrol altında tutmaya çalıştım egomu… Hiçbir zaman saygısızlık, terbiyesizlik yapmadım kimseye… Olayların farkındaydım. Nihat Kahveci ağabey vardı o zamanlar. O da altyapıdan yetiştiği için bize sürekli neler yapmamız, neler yapmamamız gerektiğini söylüyordu. Bize çok sahip çıkıyor, uyarılarda bulunuyordu. O yüzden öyle bir sıkıntı yaşamadım.

Peki, bu dönemde Sporting Lizbon’un sana talip olduğu ancak senin, “Beşiktaş’ta oynayacağım” diyerek gitmediğin doğru mu?

Evet doğru. Avrupa beni izliyordu. Sporting Lizbon’dan da böyle bir teklif oldu. Ama ben hiçbir zaman Beşiktaş’tan kopmak istemedim. Beşiktaş’ta yaşayacağım başarılar olacağına inanıyordum. Çünkü o zamanlar çok fazla kendimi gösterme şansı bulamamıştım. O yüzden kalmayı tercih ettim. Sonuçları kötü olsa bile… Ona rağmen yine de Beşiktaş’ta forma giyip kendimi gösterebilme fırsatı buldum. Üstelik bu maçların çoğu da sonradan oyuna girmelerdi… Sözleşmem bitiyordu. İyi bir performans gösterince de uzattım sözleşmemi. Hiçbir zaman da maddi-manevi hiçbir şey konuşmadım kulübümle… Çünkü orada olmak çok güzeldi. Sonrasında olaylar böyle gelişti.

4 yıllık imza attıktan 1 yıl sonra 5 milyon euro gibi yüksek bir bedelle RedBull Leipzig’e transfer oldun. Tam hayallerine kavuşmuşken, “Tamam Avrupa’ya gidiyorum” kararını nasıl verdin?

Tabiî zor bir dönemdi benim için. Karar vermek çok zordu duygusal açıdan… Çünkü yıllardır hedeflediğim yere sonunda gelmiştim. Ama ailem ve menajerimle oturup konuştum. Leipzig’in hocası beni çok etkiledi. İstanbul’a geldiklerinde benimle ilgili çok sayıda klasör ve bilgisayar sunumları hazırlamışlardı. Hem kendi kulüpleri hem de benimle ilgili olan detayları tek tek anlattılar bana. Teknik Direktör Ralf Rangnick ile çalışan Demba Ba aradı beni. Çünkü o da ilk başta Ralf Hocayla çalışmış. Benim açımdan oraya gitmemin çok daha iyi olacağını söyledi. Ben de iyice düşündüm, taşındım. Çok zordu ama mantıklı olarak kendi kariyerim için daha doğru olan bir yere gitmem gerektiğine karar verdim. Bu kararın daha iyi olacağını düşündüm. Bütün her şey değişiyor sonuçta. Tüm hayatını, arkadaşlarını, aileni bırakıyorsun. Yeni bir kariyer çok kolay bir karar değildi. Ama gittikten sonra gördüm. Her şey çok olumlu ve daha iyiydi. Maddi olarak da çok daha iyiydi. Çünkü ben çok az bir ücrete oynuyordum. Büyük bir patlama oldu benim için.

Şimdi Bundesliga 2’desin. Şu an Leipzig’de günlerin nasıl geçiyor?

Her şey gayet güzel. İlk gittiğimde kafamda soru işaretleri vardı. Ama gittiğimde gördüm ki, şartlar çoğu Süper Lig ekibinden daha güzeldi. Tesislerimiz çok güzel. Saha çok güzel. Her şey üst düzeyde. Zaten çok büyük bir sponsor desteğimiz var. Limitsiz bir destek var. Hiçbir sıkıntımız yok. Almanya’nın çoğu 1. Lig kulübünden bile daha iyi şartlara sahibiz. Çok daha rahatım Almanya’da. Çünkü orada baskıcı bir futbol ortamı yok. Türkiye’de futbol duygusal oynanıyor. Almanya daha çok taktik, sistem ve teknik üzerine kurulu. Olaylar sonuca bağlı değil. Orada yenildiğin zaman çok küçük bir düşüş oluyor. Yendiğin zaman çok hafif bir çıkış oluyor. Türkiye’de ise yendiğin zaman seni göklere çıkartıyorlar. Ama bir anlık kötü oynadığın ya da yenildiğin zaman bir anda yerin dibine de sokabiliyorlar. Orada öyle bir şey yok. Hedef varsa o hedefe doğru çok küçük iniş-çıkışlarla ilerliyoruz. Bu çok olumlu bir şey. Büyük iniş-çıkışlar olmadığı zaman daha stabil bir ortam var. Mesela bana Biliç son dönemlerinde böyle demişti. “Her zaman hayatında inişler-çıkışlar olacaktır ama hep küçük küçük ve sonunda yukarı doğru olsun” demişti… “Bir maç çok iyi, bir maç çok kötü olursan o zaman sıkıntı var” demişti. Biliç’ten çok şey öğrendim. Bana çok şey kattı. Buraya gelmemde büyük emeği olan insanlardan birisidir. Ekibinin de büyük emeği vardır üzerimde…

Bu sezon 4 maçta 266 dakika sahada kalmana rağmen Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim sana güvendi ve ilk kez A Millî Takım’a çağırdı. Katar karşısında forma şansı buldun. A Millî Takım’da olmak nasıl bir duygu? Neler hissediyorsun?

A Millî Takım çok ayrı. Benim en büyük hedefimdi. Fatih Hocama çok teşekkür ediyorum bana güvendiği için. Burada olmak çok gurur verici. Çok mutluyum. Avrupa Şampiyonası’na giden bir Millî Takım’ın kadrosunda yer almak, orada bulunmak benim için gurur kaynağı. Umarım Fransa’da da olabilirim. Burası çok ayrı bir yer. Ülkenin en iyi futbolcularının bulunduğu bir takım.

Uzun bir aradan sonra çok güzel bir hava yakalayan bir Millî Takım var şu an. Arkadaşlık üst düzeyde. Sen dışarıdan gelen ve bu takıma yeni katılmış bir oyuncu olarak bu atmosferi nasıl görüyorsun?

Kamp ortamında da beklediğimden çok daha iyi her şey. Herkes çok sıcak şekilde karşıladı beni. Abilerimizle gençlerin uyumu mükemmel. Herkes bize yardımcı olmaya çalıştı. Biz de saygıda kusur etmemeye çalışıyoruz. Çok güzel bir balans var şu an takım içerisinde. Bu uyumun da başarıyı getirdiğine inanıyorum. Şu anda çok önemli bir periyottan geçip Avrupa Şampiyonası’na direkt gitme hakkı kazandık. Umarım bu arkadaşlık daha da yardımcı olur Fransa’da…

Önümüzde uzun bir süreç var şampiyonaya kadar… Kadroda olabilmek için neler yapacaksın, nasıl bir planlaman var?

Orada olabilmek için her şeyimi veririm. Biz profesyonel futbolcular olarak her zaman çalışmak zorundayız. Bir gün bile çalışmasanız başkası gelip sizi geçebilir. Bunun farkındayım. Orada olabilmek için çok çalışacağım. Elimden geleni vereceğim. Kulübüme de çok yardım etmek istiyorum bu konuda. Her şey istediğimiz gibi şu an. Oturaklı ve düzenli bir kulüpteyim. Bundesliga’ya çıkacağımıza da inanıyorum. Burada gösterdiğim performansla da Avrupa Şampiyonası’nda olmak istiyorum.

Bundesliga’ya çıktığınızı varsayarsak bundan sonrası için nasıl bir kariyer planlıyorsun?

Oraya gittikten sonra kalmak isterim. Bundesliga zaten dünyanın en iyi liglerinden bir tanesi. Kendi fiziğim de çok iyi. Ekstra çalışmalar yapıyorum. Kendime güvenim de var. Hedefim önce A Millî Takım’a gelmekti. Ama hedefi her zaman en üste koymak zorundasınız. Şimdi tabiî Bundesliga’ya çıkmak ve en üst düzeyde oynamak istiyorum. Sonrasında ne olacağını görürüz ama tabiî Avrupa’da kalmak isterim. Kafamda çok bir şey yok açıkçası. Hayatı gelişine göre yönlendiriyorum. Leipzig’e transferim de bir anda oldu mesela… Çok hızlı gelişti. 2-3 hafta içinde transfer oldum. Hayat ne getirecek, göreceğiz.

Özeleştiri yaptığında kendinde eksik bulduğun yönler var mı?

Tabiî ki her futbolcunun eksiği vardır. Bunları görebiliyorum. Aynı zamanda hocalarım da bana eksiklerimi söylüyor. Bunları gidermek için her zaman çalışmak zorundayım zaten…

Bir gün Türkiye’ye geri döner misin?

Olabilir, neden olmasın? İlerleyen zamanlarda ne olur onu bilemiyorum. Beşiktaş’a da “Asla dönmem” demiyorum tabiî ki. Bir gün eğer uygun şartlar oluşursa Beşiktaş’a da dönebilirim. Bu 2-3 sene sonra da olabilir, 10 sene sonra da olabilir, hiç olmayabilir de…

Kendine hangi oyuncuları örnek alıyorsun?

Barcelona’dan Pique’yi ve Manchester City’den Kompany’yi beğeniyorum. Tabiî onlar çok üst düzey oyuncular. Thiago Silva da var… Türkiye’den birlikte oynadığım Sivok’u beğeniyorum.

Peki, seni en çok hangi forvet zorladı?

Fernandao çok iyi golcüydü. Ona karşı oynarken iyi savaşmıştım. Güzel bir mücadele göstermiştik. Ona karşı oynarken çok zevk almıştım.

Nasıl bir Avrupa Şampiyonası hayal ediyorsun?

Daha önce bu tecrübeyi yaşayan abilerimiz var ve bize anlatıyorlar. Oradaki atmosferin, oradaki duyguların çok farklı olduğunu söylüyorlar. Dünyanın en büyük organizasyonlarından bir tanesi. Çok büyük futbolcular var. Orada başarılı olacağımıza inanıyorum. Zaten bunu da gösterdik. İstediğimiz, inandığımız zaman her şeyi başarabileceğimizi gösterdik. Ayrıca Türk milleti olarak başarımızı da gösterdik herkese…

Riva’yı da soralım. Bugüne kadar birçok tesisi görmüş bir oyuncu olarak Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’ni nasıl buluyorsun? Bu tesisin Millî Takım’a katkısı sence nasıl?

Riva’nın önceki halini de biliyorum ben. Şartlar çok üst düzeyde. Her türlü imkâna sahibiz burada. İdman sahalarımız, odalarımız çok güzel. Akşamları beraber vakit geçirebileceğimiz çok yer var. Herşey en üst seviyede. O yüzden de burada olmak bizim için çok rahat. Güzel vakit geçiriyoruz. Bütün Millî Takımların aynı kompleks içinde olması büyük motivasyon kaynağı.

Kısa bir süre oldu gideli ama Almanya ile Türkiye arasında futbol yorum farkı nasıl?

Alman disiplini var. Bunu kısa sürede olsa da farkına vardım.

Ne fark var?

Orası daha sistematik. Her şey oturmuş. Mesela onların bir lâfı var; “Zamanlama her şeydir…” Eğer toplantı 8’de ise 8’e 10 kala herkes orada. Ben ilk gittiğimde 8’e 2 kala gitmiştim toplantıya ve herkes oradaydı. Gözüme batan detay buydu. Zamanlamaları çok iyi. Hep 5-10 dakika önce gidiyorlar randevulara. İdmanlar farklı. Her gün taktik idmanı yapıyoruz. Onun dışında idmanlar biraz daha ağır ve güce dayalı. İlk gittiğimde biraz daha zorlandım açıkçası ama sonra alıştım. Her şey daha düzenli ve sistemli. Onların yıllardır planlı-programlı yaşama şekli var. Bunun sayesinde Dünya Kupası’nı aldılar. Bir sistem oturttular ve meyvesini yediler. Türkiye’de olaylara biraz daha duygusal yaklaşıyoruz. Bence bu da lâzım. Çünkü biz böyle insanlarız Türk milleti olarak. Çünkü biz duygularımızla oynarız, yaşarız maçı… Bence bu da gerekli. Bu durum takıma fayda sağlıyor. Defans oyuncusuyum. Ama sadece defans yaparak, gol atarak değil de bu duyguyu vererek de takımıma katkı sağlamak istiyorum. Bizim takımımızda da yabancı oyuncular var. Kendi hırsımızı, duygumuzu takımıma aşılamaya çalışıyorum. Almanlar çok sistematik. Tam bir makine. Ama biz de katıldığımız her turnuvaya renk katmış bir ülkeyiz. Son dakikaya kadar mücadeleyi bırakmıyoruz.

Fatih Terim’in oyuncuları üzerindeki etkisi hakkında neler söylersin?

Türkiye’nin en iyi hocalarından bir tanesi; hatta en iyisi de diyebilirim. Onunla çalışmak, ondan bir şeyler öğrenmek benim için çok özel. Çünkü yaşadığı, yaşattığı başarılar ve buna dâhil olma şansı beni inanılmaz motive ediyor. Çok özel bir hoca. İdmanları, motivasyonları, oyuncuları etkilemesi sayesinde performansımızın üzerine ekstra bir şeyler koymaya çalışıyoruz. Çok teşekkür ediyorum beni buraya çağırdığı, lâyık gördüğü için. Onunla beraber olmak benim için çok büyük bir gurur. A Millî Takım’a gelmiş olmak da benim için Leipzig’e gitmenin ne kadar doğru olduğunu kanıtlıyor. Her şey daha iyi olacak diye düşünüyorum. Umarım orada iyi bir performans gösteririm ve Avrupa Şampiyonası’na ben de giderim.