Reklamsız Sözcü

Pereira Fenerbahçe'nin başına ilk geldiği günlerde fırtına gibi esiyordu. “Şunu şöyle yaparım, stilimbudur, bunu böyle yaparım” diye diye antrenman yaptırıyordu. Hatta bir gün basın toplantısında öyle konuşmuştu ki; vay vay vay! Stilini anlatıyordu, takımı nasıl oynatacağını açıklıyordu, başarıya nasıl ulaşacağını çok iyi bildiğini söylüyordu. “Nasıl olacak” diyenlere de şu karşılığı vermişti: “Benim adım Pereira!”

Derken lig başladı. Elinde Türkiye'nin en pahalı transferleriyle güçlenmiş bir takım vardı. Aradan geçti 7 hafta, uymadı evdeki hesap çarşıya. Avrupa'da tatsız skorlar, ligde sürpriz kayıplar. İşte hoca 7 hafta sonra yine mikrofonların karşısında. Bu kez o kendine aşırı güvenen, “Şu karşıki dağları da ben yarattım” dercesine böbürlenen Portekizli yok. Şaşkın bir yüz var ekranlarda, bakın şu söylediğine: “Böyle tecrübeli oyunculardan oluşan bir takım nasıl bu kadar duran toptan gol yer?” Gazeteciler ona soracağına bu soruyu, o soruyor! Sahadaki hatalara çok şaşırmış bir de; öyle diyor. Bu konuşmasına gazeteciler de çok şaşırıyor. Şaşırmasalar soracaklar belki de; “Yahu hoca, şu Gökhan Gönül nerede? Van Persie ile sorunun ne? Takımda neden bu kadar sakatlık oluyor? Futbolcular neden güçsüz?”

Sorulamıyor. O Futbolcularını suçluyor ve gidiyor.

Puan kaybetmek, yenilmek ayıp değil. Burada enteresan olan bir hocanın iyi giderken “Benim adım Pereira” deyip, kendine pay çıkarması, kötü gidince de futbolcularını hedef göstermesi. İşte bu hiç olmadı Portekizli!