Reklamsız Sözcü

Asist demek “Gol pası” demek. Bizde asist yapmak adamına göre değişiyor. Mesela herkesin gözdesi bir yabancı 40 metreden ceza alanına orta yapsa da bir arkadaşı kalabalıktan çıkıp kafayla golü atsa o asist! Ama herhangi biri hele de bizdense santrforun ağzına atsa topu o orta; asist sayılmıyor! Aslında asist direkt “Al da at” diyece göndereceksin arkadaşına, o da kolayca topu kaleye yollayacak; odur işte. Onu dün kim mi yaptı, Rhodolfo yaptı! Öyle bir asist yaptı ki Gekas'a, ona da golü atmak kaldı. Beşiktaş belki de 5-0 kazanabileceği maçın son dakikalarında bu gol yüzünden öldü öldü dirildi, neredeyse galibiyetten olacaktı son saniyede Eskişehir atağında top direkten dönmeseydi…

Bizim kimseye akıl vermeye niyetimiz yok. Zaten Şenol hocanın da bizim aklımıza ihtiyacı yok. Bu sadece bir uyarı. Başta Rhodolfo olmak üzere defansta sıkıntı var. Şu Franco ve Milosevic nerede? Hocam onları da deneseniz bir de. Gerçi siz idmanlarını da biliyorsunuz ya… Neyse!

Defansın suçu değil bu maçın bu hale gelmesi sadece. Forvetteki oyuncular da çok iyi başladıkları maçın sonlarında ileride ayaklarında top tutma hastalığına yakalandılar. Atiba'nın dili bir karış dışarı çıkarken sağa sola yetişmek için bazı arkadaşları top cambazlığına soyundular. Sahadaki düzeni bozdular. Ayağına her top geldiğinde Beşiktaşlı taraftarların yüreğini ağzına getiren Tosic'in tarafından bol bol atak yediler. Quaresma'nın nihayet iyi oynadığı bir maçta sakatlanıp çıkması şanssızlık, yerine Necip'in alınması yanlıştı. İşleyen düzen bozulmamalı, Olcay kanada alınmalıydı. Bu hamleyle Sosa'nın yeri değiştirilince etkisi kayboldu, sanra o da kendini kulübede buldu. İşte Eskişehirspor'u son dakikalarda oyuna ortak eden nedenler bunlardı.

Sonuçta kazandı Beşiktaş; tam yol gidiyor. Ama kazanırken de yanlışları görmek gerekiyor. Son söz Gomez'e… Bu arkadaşa “Henüz tam gücünde değil, koşamıyor” diyorlar bir de. Bir de tam gücüne kavuşunca ne yapacak acaba?