Reklamsız Sözcü

Celtic, İskoçya'da lig ikincisi. Futbol aşkını doyasıya yaşayan yılların kulübü. Her Avrupalı gibi, önce rakibi tartıyor. Çünkü şöhretler karması var karşısında. İlk 20 dakika çekildi kabuğuna, Fenerbahçe'nin topla oynamasına izin verdi. Sonra ağır ağır topu kanatlara taşıdı, defansın göbeğindeki muhteşem ikilinin (!) (Alves-Kjaer) ikramlarıyla iki farkı yakalayıverdi. Zaten mucit hoca Perreira yeni bir kadro daha keşfetmiş, mesela Diego'yu kenarda unutmuş, “Beşiktaş maçında niye oynamadı?” denilen Hasan Ali bir anda aklına gelmiş, bu tür maçları yalayıp, yutmuş, tecrübe abidesi Volkan Demirel'i (Fabiano kötü değildi) nadasa bırakmış, 11 abonesi Meireles'e ise toz kondurmamıştı. Yani eline verilen Fenerbahçe tarihinin en iyi kadrosunu yine har vurup, harman savurmuştu.

Ne oldu devre arasında telefon mu geldi bilinmez ama, Diego'nun girişi ile her şey değişti. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yoktu. Diego olunca, oynuyordu takım işte. İlk yarıda top kaybı rekoru kıran Nani bile ayağa kalkmış, gol fakiri Fernandao duble yapmıştı 70. dakikaya kadar İskoçları sarhoş ettiler. Sonra antrenman tekniği 10 yıl geride olan hocanın verdiği az kondisyon ile güç düştü, ama hiç olmazsa puan geldi.

İskoçya'da da görüldü ki, usta kumarbazlara (!) taş çıkaran Perreia'nın bize göstereceği daha çok parti var. Nasılsa, elinde bol marka (!) bulunuyor, harca harcayabildiğin kadar…