SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Adnan Polat’tan Ünal Aysal’a salvo

Adnan Polat’tan Ünal Aysal’a salvo

Galatasaray'ın eski başkanı Adnan Polat, Aysal yönetimine ağır eleştirilerde bulundu.

G.Saray'ın en zor zamanlarında taşın altına elini koydu. Taraftarla arasına mesafe koymayan, “Saat kaç, 20.45” gibi sloganlarla her daim hatırlanan Adnan Polat, Aslan'ın yeni mabedi TT Arena'nın da yapımına imza attı. Ancak G.Saray'ın tarihinde kimsenin hatırlamak istemediği bir şekilde kulübe veda etti.

İşte Polat’ın Habertürk’e verdiği röportaj;

Sayın başkan, G.Saray'ın mali durumu ile başlayalım…

“Ortada şeffaflık yok. Dağıtılan raporlar durumun pek de iç açıcı olmadığını gösteriyor. Borç tanımında da sıkıntı var. Çünkü borç ve yükümlülükler diye ayrılıyor. Ben borçları tüm sporculara olan borçlar, G.Saray'a mal ve hizmet satanlara olan borçlar, bonservis bedelleri, sponsorlardan, kombine satışlarından alınan avanslar, banka kredileri gibi görüyorum. Bu yüzden borcun bir milyarın üstünde olduğunu düşünüyorum. Alacaklarda çok net değilim.

Ama alacak ile borç ödenmeyeceğini de biliyorum. Gelecek 3 senenin kombineleri satılmış. 2014-15'ten sonra gelirin 100 milyon doları geçeceğini düşünmüyorum. Giderleri ise 200 milyon dolar civarında. Haliyle de kulübün önümüzdeki yıllarda sıkıntılı bir dönem yaşayacağını düşünüyorum.”

G.Saray tıkandı mı yani?

“Ben başkan olduğumdan beri 2014-15 sezonunda uygulamaya girecek UEFA mali fair play kriterlerine hazırlanmamız gerektiğini söyledim. Maalesef dikkate alınmadı. Şimdi UEFA'nın bir soruşturması var. İnşallah başımıza bir şey gelmez.”

“SERMAYE ARTIŞI MAĞDUR ETTİ”

Ünal Aysal yolları ayırdığı yöneticiler konusunda aceleci davranmış olabileceğini söyledi…

“O değişikliği neden yaptı anlamadım. Erken seçime gitmesi ve yeniden yaptığı yönetim onun çok lehine olmadı. Daha huzursuz bir yönetim ortamı oluştu. Bu kongrede ben çok şeyin, taşların yerinden oynayacağını zannediyorum. G.Saray'da iç barış sağlanmazsa huzur da uzun yıllar tesis edilemeyecek gibi geliyor.”

Sermaye artışı da eleştiri konularından biri. Siz de aynı yöntemi mi tercih ederdiniz?

“Yönetimin yöntemi tamamen yasalara ve SPK yönetmeliklerine uygun. Ancak çok etik bulmuyorum. Çünkü küçük yatırımcıyı çok ciddi mağdur etti. Ben böyle yapmazdım.”

“YETKİ ALAMAZSA SEÇİME GİTMELİ”

Başkan seçime gitmeli mi?

“O işin patronu genel kurul. Fakat yapılan son seçimle birlikte görev süresi 1 senelik mi, 3 senelik mi tartışmaları çıktı. O tartışma da yönetimi yıpratıyor. Bunu kesmek adına bir şeyler yapılması lazım. Genel kurulda yetkiyi alamazsa seçime gitmeli. Çünkü bu durum güvenoyu alamadığı anlamına geliyor. Ama tabii ki bu kararı almak başkanın ve yönetimin tasarrufunda olan bir şey.”

“VARLIK SATIŞI İLE KULÜP YÖNETİLMEZ”

Pazar tepki bekliyor musunuz, Riva yetkisi verilmeli mi?

“Normal şartlarda bu iznin verilmesi lazım. Fakat yönetim kongreye karşı çok dürüst davranmadı açıkçası. Hisse senetleri için yetki almıştı. Yüzde 10 satacağını söylemişti, yüzde 21'e varan bir satış yaptı. Riva ile ilgili izin verilmesi gerekir ama mevcut yönetim varlık satışı ile kulübü yönetme yöntemine gidiyor. Biz G.Saray'ın en sıkıntılı dönemlerinde o varlıkları belli bir değere getirdik ama hiçbir zaman satış yapmadık. Zaten varlık satışıyla o kuyudan çıkmak yönetimin düşüneceği en son çare olmalı.

Genel kurulun buna çok olumlu bakacağını düşünmüyorum. Kongrenin sıkıntılı geçeceğini düşünüyorum. Çünkü yönetimin içinde çok ciddi ayrışmalar da var. Ekonomik neticeler de ortada. Mali konularda ibra olur mu olmaz mı bilemiyorum ama olsa bile zor bir ibra olur.”

Aysal seçim kararı alırsa aday çıkar mı?

“Diyelim ki başkan seçim kararı aldı ve aday olmadı. Yerine gelecek kişi bu haliyle çok fazla bir şey yapamaz.”

“KURUMSALLAŞMA DEĞİL KADROLAŞMA”

Kurumsallaşma, profesyonelleşme adımlarını başarılı buluyor musunuz?

“Kurumsallaşmayla ilgili bir ihtiyaç yoktu. Zaten tüm çalışmaları bitmişti. Biz bunu Amerikalılar ile yapmıştık. Bütçeleriyle, denetimiyle işlerini yürütüyorlardı. Ama üç senede üç defa bütün yönetici kadroları değişti. Kurumsallaşmadan çok astronomik rakamlarla kadrolaşma gibi bir yöntem oldu.

Benim dönemimde en yüksek ücret alan bir üst yöneticinin yerine 7-8 misli rakamlarla elemanlar alındı. Sonra da görevlerine son verildi ama çok büyük tazminatlar ödendi. 3 kez tüm kadrolar değiştirildikten sonra kulübün ve şirketlerinin kurumsal hafızası da yok edildi. Geçmişi bilen 1-2 kişi dışında o kadar az ki. Benimle çalışan veya benden önce görevlendirilen insanların yüzde 95'i gönderildi. Sanki benden kalan kalıntıları temizliyorlarmış gibi yanlış bir yönteme girdiler. Halbuki orada çalışanların bir kısmı Faruk Süren bir kısmı Özhan Canaydın dönemlerinden kalma insanlardı. O dönem yolsuzluğa bulaşan insanların bir kısmını tekrar geri aldılar.”

“BİZİ KULLANIP KENDİSİNİ İBRA EDECEK”

Sayın başkan maçlara da hiç gitmiyorsunuz…

“Ben G.Saray'ın hiçbir aktivitesine katılmıyorum. İki defa görev aldım. 30 seneden fazla üyeliğim var. Mart 2011 kongresinde yapılanlardan sonra G.Saray üzerindeki kirlilik kalkana kadar kulübün hiçbir aktivitesine katılmayacağımı söylemiştim. Görülen o ki o lekeyi kimse kaldırmaya uğraşmadığı gibi iç barışı tesis etmeye de çalışmıyorlar. İnşallah aklı selimle hareket edip bunu ederler.

Kongre gündeminin 9. maddesinde, yönetimin mali ve idari aklanmasıyla ilgili madde var. 13. madde ise disiplin cezası alanlar, hak mahrumiyetine uğrayanlar için. İdari ibrasızlık kısmını da oraya ilave etmişler. Yeniden oylama yaparak genel af ilan etmeye çalışıyorlar. Ben bunu kesinlikle kabul etmiyorum. Ama daha enteresanı, Aysal yönetimi 9. maddede ola ki ibra olamazsa, 13. madde onlar için de uygulanacak. Yani bir yerde bizleri de kullanarak kendisini ibra etme gibi bir çifte standart garantisi ortaya çıkıyor. Bu yorumları G.Saraylılar yapıyor, ben farkında da değildim.

İbra olmamaktan mı korkuyorlar yani?

“Herhalde öyle bir korkuları var. Bekleyip görmek lazım.”

“O LEKE KALKMALI”

Bir af konusu, iade-i itibar konusu var…

“Genel kurul sizi ibra eder, etmez bu genel kurulun tasarrufundadır. Ama 2011'deki idari ibrasızlık usulsüz şekilde yapıldı ve bunu da Yargıtay iki defa oybirliği ile lehimize bozdu, idari ibrasızlığı yok saydı. Biz ayrıldıktan bir ay sonra 12 kulübün ismi şikeye karıştı, G.Saray'ın ismi bile geçmedi. Bizi idari olarak ibra etmeyenler tamamıyle siyasi nedenle bunu yaptılar. Şikeye G.Saray'ın bulaşmaması bile olayın bir kanıtıdır.

Evet o sene çok kötü sportif netice aldık ama G.Saray'ın ismine hiçbir zaman leke kondurtmadık. O yüzden bana kimsenin iade-i itibar verme gibi bir gücü veya yetkisi yok. İade-i itibara ihtiyacı olanlar o kongreyi o şekle getirmek için onu tasarlayan, düşünen, uygulayanlar, orada birçok terbiyesizlik yapanlardır. Onların iade-i itibara ihtiyacı var. O eylemlerle G.Saray kongresini lekelediler. O lekenin kalkması lazım.”

Bir liseli, lisesiz, zenci gibi ifadeler çok sık kullanılır oldu G.Saray'da…

“Bunlar yıllardır konuşuluyor. Tabii ki çok büyük çoğunluk G.Saray Lisesi mezunlarından oluşuyor. Liselilerin yüzde 90'ı hanımefendi, beyefendilerden oluşuyor. Yüzde 10'luk bir grup var. Onlar G.Saray'dan maddi manevi menfaat sağlayan insanlar. Çünkü başka hiçbir yerde kendilerine bir ortam bulamazlar, iş de bulamazlar. Bir kısmı arpalık olarak görüyor G.Saray'ı. Bir kısmı manevi olarak kullanıyor. G.Saray Kulübü lisede kurulmuş. Liselilere bir hak verilmiş. O hak devam etmeli. Ama G.Saray'da bir de demokrasi devrimi gerekiyor. Çünkü lise, bu yeni tedrisat yöntemleriyle artık G.Saray'ın insan kaynakları özelliğini yerine getiremiyor.

Dolayısıyla G.Saray'a gönül vermiş 25 milyondan kulübe faydası olacak insanların üye alınması konusunda kısıtlamalar kalkmalı. Yani G.Saray Liseliler 600 liradan üye oluyorsa dışarıdaki insan da 600 liradan üye olmalı. G.Saray'ın demokrasiyi gerçek anlamda kulübe getirmesi lazım. Ben şu anda bunun eksik olduğunu düşünüyorum.”

“BİZ GALATASARAY'I KARANLIKTAN ÇIKARDIK”

Siz hoş olmayan olaylarla karşılaşmıştınız. Pazar günü aynı ortam oluşur mu?

“İnşallah olmaz. Benim yaşadığım ortam G.Saray tarihinde hiç olmadı. Çünkü biz G.Saray'ı gerçek anlamda o karanlık tünelin içinden çıkarmak için uğraştık ve çıkardık da. Zaten onlar olmasaydı şu anki mevcut yönetim üç senede 1.5 milyar lira harcama imkanı bulamazdı.

Hedefim sportif faaliyetlere ağırlık vermekten önce ekonomiyi düzeltmek ve 2014'e borçsuz girmekti. 3 senelik dönemimde toplam 500 milyon lira nakit giriş ve çıkışı olmuştu. Bu tabloda üç misli fazlasıyla bu borçların bitmesi lazımdı. Aksine borçlar arttı.”

Son oynanan derbiden sonra yönetim ve Mancini zaman mı kazandı?

“Bu galibiyet yönetimin yarasına biraz merhem sürmüş olabilir ama G.Saray kongresinin, yönetimleri artık sportif neticelere göre değerlendirmemesi lazım. Mali, idari durumlara, tesislere, kulübün genel ilişkilerine ve sportif neticelere bakarak değerlendirme yapmalı.”,

Mancini'yi nasıl buluyorsunuz?

“Her sezon bir hoca iyi neticeler almıyorsa kamuoyu baskısından ‘hemen gönderelim' düşüncesi oluşuyor. Kariyeri ortada. G.Saray netice istiyorsa Mancini gibi bir markayı tutması lazım. Mancini'yi yargılayabilmek için önümüzdeki sezon takımda tutmak, ona kendi takımını kurma şansını vermek lazım.”

“TERİM AYNI TAVRI BANA GÖSTEREMEZDİ”

Görevde olsaydınız, hoca Terim olsaydı yolları böyle ayırır mıydınız?

“Olabilirdi. Yani Terim'in gidiş nedenlerine iyi bakmak lazım. Ama Terim, Ünal Aysal yönetimiyle ilgili tarzı ve tavrı bana göstermezdi, gösteremezdi. Terim, medya üzerinden yönetime söylenmemesi gereken şeyleri söyledi. Başkanla hemfikir olmayabilir ama masa başında karşılıklı konuşması gerekirdi. Başkan da Terim ile telefon görüşmelerini basına servis etti. Bu da G.Saray Başkanı'na yakışmadı.”

Devre arasında 9 futbolcu alındı. Bu transfer politikasını nasıl yorumluyorsunuz?

“Bilemiyorum ki yönetimin kafasında ne vardı. Onların bilip bizim bilmediklerimiz mi vardı. Yalnız dışarıdan baktığım vakit çok abartılı buluyorum. Devre arasında ihtiyaç olan mevkilere takviye yapabilirsin. Bu maksimum 3 olur. Nasıl bir strateji hedeflendi anlamış değilim.”

“BENİ TARİHTEN SİLMEK İSTEDİLER”

Peki siz G.Saray ile ne zaman barışacaksınız?

“G.Saray benim her zaman gönlümde. Bazılarının üyeliği kadar benim aktif görev sürem (11 yıl) var. Kulübün en kötü dönemlerinde, ‘Sen deli misin?' denirken göreve soyundum. Birinde Alp beyin başkanlığında kulübü Faruk Süren'e sıfır borçla bıraktık. Rahmetli Özhan Canaydın döneminde de herkes kaçarken yönetime girdim. Mart 2011 kongresinde bana yapılan terbiyesizlikler tarihte hiçbir başkana yapılmadı.

Bugünkü yönetim bizim bıraktığımız mirası yiyerek bugünlere geldi. Dolayısıyla bu nezaketsizlikten dolayı bir şeyler söylenmesi gerekir. G.Saray beni göndermedi. İsteseydim seçime girerdim, kesin de kazanırdım. Ünal Aysal aradığında çok yorulduğumu, üzüldüğümü söyledim. Bana o yanlışlar yapılmasına rağmen bildiğim her şeyi de aktardım.

Ama ayrıldıktan sonra G.Saray hiç şikeye bulaşmamış olmasına rağmen beni karalama uğruna sahte bir mektup fotokopisiyle evimi, işyerimi arattılar. Hiç ilgim olmamasına rağmen 7 seneyle yargılattılar. Hiçbir başkana yapılmayanı yaptılar, beni iki defa disiplin kuruluna verdiler. Bana saygı gösteren çalışanların işlerine son verdiler.

Amaçları bana bir sabıka kaydı oluşturup, hak mahrumiyeti almamı sağlayarak beni G.Saray'dan tamamen silmekti. Öyle ki almanakta son dönemin tüm başkanlarının ismine, resmine yer verirlerken resmimi bile koymadılar. Bütün amaç benim G.Saray'daki sicilimi karalamak, sabıka kaydı oluşturmaktı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar gönlümden bu aşkı asla alamazlar.”

“G.SARAY'DA İÇ BARIŞ YOK”

Şirket birleşmesini gerçekleştirdiniz. G.Saray'ın bugün büyük gelir sağladığı stadı bitirmiştiniz…

“Sadece onlar değil. Elimizden giden arazilerimizi geri kazandırdık. Sadece imarını değil ruhsatlarını da aldık. UEFA'da 20'den fazla dosyayla Avrupa'da en fazla ihtilafı olan kulüptük. Hepsini ortadan kaldırdık. 100'e yakın icra takibi vardı, temizledik.

Ama iki senede de hem sportif yatırımda hem de borcu temizleme konusunda plan yapmıştık maalesef o fırsatı bize vermediler. O zaman inşallah bu bir yol olup da tekrar etmez G.Saray'da dedim. Ama görüyorum ki G.Saray'da iç barış yok ve kavgalar devam ediyor.”