Reklamsız Sözcü

Bugün, hem yazacak çok şey var hem de hiçbir şey yok. Çünkü bugün yazılabilecek her şeyi yıllardır konuşuyoruz zaten; Kadıköy cephesinden yeni haber yok yani. Einstein zekayı tanımlarken “Değişimlere ayak uydurabilme esnekliği ñ gücü'' der. Einstein'ın haklılığını yine seviye tespit sınavını geçemeyip orta sınıfta kalarak gördük.

ACI DENKLEM

Gördük; bu denli olgunluk isteyen bir maçta yediğimiz ilk golün kalitesiyle son hamleleri asla doğru yapamadığımız onca pozisyonun toplamı bizim yeterlilik seviyemizin denklemiydi. Maçın ilk dakikasından itibaren özellikle geri dörtlünün her topu ‘ihale bana kalmasın' korkusuyla savurduğunu da gördük. Hem de böyle bir maçta. Ve hal böyle olunca ihale bireylere değil yine hepimize kaldı. Adil olan da buydu zaten… Neden mi? Maç öncesi koltuğumu titreten tribünler 10. dakikadan sonra garipleşti yine. Tribünler en ufak pas ve kontrol hatasında oyuncuları yuhalayıp saf değiştirirken aldatılmış bir sevgilinin öfkesini yaşıyordu. Kızamayız; birçok majör futbol ülkesinin bile oluşturmak için özenle çalışmalar yaptığı ‘milli takım taraftarlığı' yoksa elinizde, sizin verdiğiniz bu büyük umudun karşılığı alaycı öfke olur. Anormal gerçekler içinde normal bir denge. Yani biz. Yine de buraya kadar getirenlere teşekkürler, işi son maça bırakanlara sitemler, bize bu umudu verip son maçta amatörleşenlere saygılar.

YABANCILIK

Gördük; maçları genellikle “Bir an önce gol atmalıyım'' diyenler değil maç ritmini kendi tempo kabiliyetine uygun hale getirenler kazanıyor. İlk yarı yaşanan ‘hurracı' anlayış Hollanda savunmasının zaaflarıyla bize pozisyonlar doğurdu. İkinci yarıda ise top çeviren ama üreticiliği iyice dibe vuran bir takımımız vardı. Oysa bu iki tablo zamanlaması tam tersi olmalıydı. Kısacası kendi başrol oyunumuza yabancı kaldık ve şartlara uygun reaksiyonlar veremedik. Çünkü o altyapımız yok. Ama inanın bunların hepsi önemsiz. Altyapı, üstyapı, futbol, kültür falan hep şikayet ettiğimiz ama futbol topuna ilk dokunduğumuz andan beri çözüm üretmeyi denemediğimiz şeyler. Zaten halimizden memnunuz. Brezilya'yı Brezilyalılar düşünsün; biz yine bir an önce gördüklerimizi unutalım ve “önümüze bakalım!”