Reklamsız Sözcü

Eminim ki bu köşeyi okuyanların çoğu “Game of Thrones” ya da Türkçe  çevirisiyle “Taht Oyunları” dizisinin sıkı bir takipçisidir… Değilseniz bile Google'a Sibel Kekilli yazın epey bir malumat edinirsiniz.

Şakayı bir yana bırakacak olursak; dizinin adı, yazar George R. R. Martin'in yedi kitaplık “Ateş ve Buzun Şarkısı” serisinin ilk romanından geliyor… Serinin dünya çapında bir efsaneye dönüşmesinin temelinde pek çok unsur gizli…

Birincisi; fazlasıyla gerçekçi… Savaşlar ve siyasi oyunlar sırasında yaşanan ihanet, çıkar çatışmaları, cinsellik, ayak oyunları, riyakarlık izleyenlerin yüzüne tokat gibi çarpıyor.

İkincisi; kitapta ana karakterler izleyicilerin hiç beklemediği bir anda ölebiliyor. Boşluğu hemen bir başka karakter tarafından dolduruluyor. Dolduramazsa sıradaki geliyor.

Kitap birinin iyi ya da kötü olduğunu düşünmeye yönlendirmiyor. Okuyan herkes, kendi kişisel karakter özellikleri çerçevesinde değerlendiriyor kitapta anlatılan figürü… Birine göre iyi olan, diğerine göre kötü olabiliyor… Ya da birilerinin ölmesini arzuladığı kişi, başkaları tarafından kahraman ilan edilebiliyor.

Aslında hayatta ne varsa serinin içinde var: Onurlu insanlar, gözü pekler, sinsiler, patavatsızlar, korkaklar, yardımseverler, yalakalar, yandaşlar, karşıtlar, dalkavuklar. Kısacası satır aralarını okursanız hayatın her alanına uygulayabilirsiniz yaşananları. Hatta kendiniz biraz fazla kaptırırsanız, kitabın içinde eski patronlarınızı, çalışma arkadaşlarınızı, sevgililerinizi ve akrabalarınızı bile görebilirsiniz.

Malum; ilk kitabın adı “Taht Oyunları” demiştik yazının başında… Bu başlığı Galatasaray'a uyarlayacak olursak, “TAHT OYUNLARI” safhası, Ünal Aysal'ın seçildiği ilk dönemdi… Galatasaray karışmış, çıkış için arayışlar hızlanmış, Aysal ismi üzerinde uzlaşılmıştı. Sonra ikinci kitaba, yani “KRALLARIN ÇARPIŞMASI” evresine geçildi. Yönetimde, takımın başında ve takımın içinde çok güçlü figürler vardı.

Çarpışmalar sertti ama başarı geldikçe yaşananlar sineye çekildi. Böyle gitmeyeceğini herkes biliyor ve harekete geçmek için en uygun anı bekliyordu. Ve erken seçimle birlikte üçüncü kitap “KILIÇLARIN FIRTINASI”nın kapağı açıldı. İçeride yaşanan çatışmalar saklanamaz hale geldi. Hesaplaşmalar hız kazandı.

Tüm bunlara oyun dışında kalanların hırsları eklendi ve ortalık tam karıştı. Hem Galatasaray'ın başarıları hem de Avrupa'dan men edilmeleriyle sonuçlanan şike süreci nedeniyle sıkıntılı günler geçiren rakipler için bu yaşananlar bulunmaz nimetti. Terim'e Milli Takım teklifi, için için yanan sarayın alevler arasında kalmasına yetti de arttı.

Martin imzalı serinin dördüncü kitabı olan “KARGALARIN ZİYAFETİ” de tam bu noktada başladı. Sırada beşinci kitap “EJDERHALARIN DANSI” var. Belli ki ortalık çok daha kızışacak. Yönetim içinde ve dışında, takım içinde ve dışında, saha içinde ve dışında sayısız senaryo oynanacak. Bu süreç çok ama çok zor olacak.

Dizide sık sık geçen “Winter is coming” ifadesi, adeta yaklaşan bu yeni dönemin habercisi. George R. R. Martin, serinin altıncı kitabı olan “KIŞ RÜZGARLARI”nı halen yazıyor. İçeriğini bilemesek bile tahmin etmek zor değil. Galatasaray, “Ejderhaların Dansı” sürecini iyi yönetemezse, serinin altıncı safhasında içine işleyen dondurucu soğuklara göğüs germek zorunda kalacak.

Peki; maceranın sonunda ne olacak?

Bu sorunun kesin bir cevabı yok maalesef… Ancak, son iki yıldır Mayıs aylarında büyük sevinçler yaşayan tüm Galatasaraylılar'ın hayali, yedinci kitabın isminde gizli:“BAHAR RÜYASI…”