Reklamsız Sözcü

6 Ekim günü, Bülent Timurlenk sayesinde Zidane'a dair yeni şeyler öğrendik. Sabah Pazar Eki'nde yayınlanan cümlelerin arasında en dikkatimi çeken kısım şu sözleriydi Zidane'ın; “Mahallede futbol oynadığımız sabahlarda büfelere süt, meşrubat dağıtan bir kamyon şoförü vardı. Mahalleye geldiğinde bizden yardım ister, kasaları taşırdık, karşılığında bir gazoz içerdik. Aslında futbol oynarken topla kasaları devireceğimizden korkar, bu yüzden bizden yardım ister ve bize her sabah bir içecek verirdi. Onu çok severdim. Sonra büyünce iyi bir futbolcu oldum ama sevkiyat şoförü de olsam mutlu olurdum.”

Ben bu cümlelerin egosantrik bir doygunluktan çok, ruhsal ve kültürel bir olgunluktan doğduğunu düşünüyorum. Bu yaklaşımda bulunan ilk “yıldız” Zidane değil. Gerek spor gerek sinema ve çeşitli sanat dallarında sivrilmiş birçok isim şimdiye kadar aynı noktayı gösterdi bizlere; “başka bir iş yapsam da mutlu olabilirdim.” Peki, uzun yıllardır milyonlarca insanın hayallerini gerçekleştiren, dünyada en çok alkışı alan ve yeni toplumun liderleri olan bu insanlara “fark etmezdi yahu” anlayışı nasıl hasıl oluyor? Sanırım onlar sadece “iyi” olmaya ve yaptıkları “şeyin” keyfine vamaya çalışıyorlar.

GOL VE ORGAZM

Bu bakış açısına özellikle analiz gücü yüksek futbolcularda rastlıyoruz sanki. Golcülerin çoğunlukla daha farklı bir bakışı var oyuna. Çünkü çoğu kez reveransı yapan onlar, onların golleri bu oyunun en mühim verisi. Bunun besleyip büyüttüğü egoyu da sanırım en iyi anlatan cümle Ümit Karan'ın yıllar evvel bir röportajda sarf ettiği şu sözlerdi; “gol atmak orgazm olmaktan daha zevkli.” Ama ne olursa olsun, dünya standartlarında bir golcüyü kariyerindeki düşüşlerden çıkartan unsur “gol” kaygısını bırakıp “oyun keyfini” ön plana almak oluyor.

GOLDEN ÖNCE SEVİNÇ

Metin Üstündağ, geçenlerde Hakan Şükür'le ilgili bir tespitinden bahsetti, hak vermemek elde değil. “Hakan, gol vuruşunu yaparken gol sevincine başlayan bir futbolcuydu. Bu yüzden özellikle golsüz dönemlerinde iyice vuruş becerisini kaybedip sevinç telaşına giriyordu. Burak da öyle” diyen Metin abi bence haklı. Hatta görüp artırıyorum; son günlerde bir erkek kederiyle sakallarını uzatan Burak Yılmaz, işinde “iyi” olmak ve futboldan keyif almak yerine birinci sıraya hep “yıldız golcü olmayı” koyuyor.

Ve üstünde yarattığı o sahne ışıkları, o beklenti ve telaş sahaya birebir yansıyor. Yani Burak, Zidane'ın bahsettiği o sevkiyat şoförü olsa aracı nasıl kullanırdı? Sorun ve çözüm işte bu soruda.