Reklamsız Sözcü

ACI bir toplu röntgen seansıydı dün. Alves ve Meireles ikilisinin Fenerbahçe göbeğinde yaptığı işin ehemmiyeti görüldü evvela. Oyun başlatma yetkisi Bekir'e bırakılınca, önceki maçların aksine pas ritmini geriden başlatamayan bir takımla karşılaştık. Orta saha merkezdeki Alper ve Holmen ise titreyip durdular maç boyu. Yerleşik hallerde 5'li savunmaya dönen, göbeği 3'leyen Mustafa Reşit Akçay, Fenerbahçe oyununun merkez hatta bükülmesini istedi. Fakat omurgası eksik Fenerbahçe bunu başaramadıkça yine kanatlara açılmak zorunda kaldı. Kadro derinliği olmayan Trabzonspor çaresizce kumar oynadı bu konuda; çünkü 2. dakikada Holmen'in yakaladığı net pozisyon rastlantı değil.

Topal harikaydı

Lazio'dan yenilen 1. ve 3. goller bu pozisyonun kopyasıydı. Ayrıca tribünler, özellikle ilk yarı kontraya benzer her durumda takımı telaşa sevkedip oyun hakimiyeti ve pas sürekliliğine bıçak vurdu. Guardiola aşkıyla kavrulan futbolseverlerimiz, özellikle böyle gergin maçlarda bir an önce şut ve gol olsun istiyor. Yüzde 80'lere yakın top hakimiyeti kuran Guardiola, herhalde dün Fenerbahçe'nin başında olsa taraftar “sıkıntıdan” infilak ederdi.Yanal kazanmak için Emre ve Emenike'yi denedi, olmadı. Ve işlerin 3 puan tarafı böyle yürürken Ay'ın karanlık yüzünde, takımı oyunda tutan bir adam vardı 90 dakika; Mehmet Topal. Trabzon'un bütün hızlı ya da oturaklı hücumlarında ya yılmadan savunma topladı ya da top kesti.

Başaktör olmayı başaran en “büyük” isim ise hakem Hüseyin Göçek'ti. Göçek ikili mücadele sonucu başlayacak olan bütün hücumları kesip topu savunma takımına verdi, hiç risk almadı ve tempoyu gebertip arzu ettiği gibi “maçın tek galibi” oldu. “Futbolun katili Türk hakemleri” cümlesine hak vermemek imkansız…