Reklamsız Sözcü

SEVGİLİ kaptan, bu mektuba başlarken ne yazabilirim ki diye tereddüt ettim. Zor mektuplar kendi kendini yazarmış; ben de bir şarkı açıp bekledim. Raslantı bu ya, Erkin Koray'ın şu şarkısı başladı çalmaya; “Sarsa da çepçevre beni hüzünler / kalbimden silinmez yine de dünler / içimi yakarken o eski günler / başımda şimşekler çakmıyor sanma…”Tereddüt ettim çünkü söylenecek yeni güzel şeyler bulmak zor sana. O yüzden duygularıma ve havadislere başvuruyorum. Babamla gittiğim ilk maç; tribünde ufacık bir çocuk, sahada bir o yana bir bu yana koşan futbolcular. Taraf tutmuyordum o gün, sadece merakla bekliyordum; en güzel hareketi kim yapacak? Kimin kazanacağı mühim değildi. İki şeye gözüm takılıyordu sadece; estetik ve hırçınlık. Çalımlar, beni şaşırtan pas ve şutlar, bir de çaresiz kalan tarafın faulleri. Benim için bu oyunun kodlaması bunlar üstüne kuruldu. Sonra yıllar geçti, sen geldin ve yıllarca besleyip büyüttün bizi bunlarla.

Devrim yaptın…

Top sana geldiğinde “Acaba şuraya mı atacak oraya mı” diye tahmin yürütmekten de çabuk vazgeçtim, tanıdım seni. “Top Alex'te” demek yeteri kadar şaşırtıcıydı zaten. Bu yüzden seninle olan serüvenimi, kendi küçük hayatımdan yola çıkarak Cemal Süreya ile olan ilişkime benzetiyorum; onu okuyarak şiirlere sarıldım, seni izleyerek de futbolun estetiğine… Sen bir neslin futbol gözünü geliştirip çim kokulu bir sanat devrimi yaptın bu ülkede.

Hislerim buraya sığmaz, kısa kesip bir de buralardan haber vereyim sana. Takım iyi gidiyor, zaten izliyorsundur. Taraftarlar özlemini çekmiyor değil ama “Aman Fener'e gol olmasın” diye adını mıh gibi aklında tutuyor. Herkesin içi buruk çünkü canları sıkıldığında başlarını omzuna koyacak biri kalmadı kulüpte. “Alex var ya, o yeter” diyemiyorlar artık. Issız bir terk edilmişlik, Kadıköy'de dolanıp duruyor. Ama hangi takımlı olursa olsun, bütün dillerin altında aynı cümle var; bir gün geri gelecek nasılsa! Gelecek misin acaba? Binerken gözyaşı döktüğün uçak yeniden bu topraklara gelirse, kapıdan süzülüp gözlüğünün arkasından gülerek kalabalığa el sallayacak mısın?

Bir Alex değil!

Bugün itibariyle tam 1 sene 1 gündür yoksun. O günlerde yazdığım uzunca bir yazıda senin için “Kendisi de bir Alex olamadı, ona da ağır geldi” demiştim. Elbette okumamışsındır ama okuduysan da eminim kızmamışsındır bana, anlamışsındır terk edilen bir adamın kalbiyle değil de mantığıyla konuşmaya çalışıp gizlice yine iltifat ettiğini. Bu mektuptan da muhtemelen haberin olmayacak. Okuyacağını düşünmek çıldırtıcı bir şey zaten; düşünsene bir şiirim kazara Cemal Süreya'nın eline geçiyor! Çok güzel ve çok korkunç! Okumaman daha iyi…

Santra yuvarlağına çömeldik ve bekliyoruz senin gibi; dua ediyoruz, o şiir gibi 90 dakika tekrar başlasın bir gün diye. Salih'le temennilerimiz aynı; hep sıkı giyin kaptanım, dikkat et aman, üşüme sakın…