Reklamsız Sözcü
22 Ağustos 2013

SAAT 21:38'de bir mesaj ve fotoğraf geldi telefonuma; “Başladık.” Bu, çok sevdiğim bir arkadaşımın ilk kemoterapi gecesini bana haber verişiydi. Sonra şöyle yazdı bana; “Bu gece Fenerbahçe'nin kazanmasını her zamankinden daha çok istiyorum…”

ÜRKÜTÜCÜ bir gürültü vardı Kadıköy'de santra vuruşu yapılırken. Tüylerimin diken diken olduğunu hissediyordum. Bir yanda hastanede, arkadaşımın yanında olamadağımdan dolayı sıkışan ve yanan göğsüm, bir yanda da atmosferin bende yarattığı ürperme… Zor bir ruh hali. Fakat ikisinin de bağlandığı tek bir patika vardı; umut… Bu umudu ayakta tutma adına ortaya bir karakter koydu Fenerbahçe fakat bu karakter sadece gözüpeklik ve yılmazlıktı. Oysa umut yalnız ummakla canlı tutulan bir duygu değil.

O yolculukta kişi kendini doğru yerlere yönlendirmeli, ferahladığı anlarda coşku yaşayıp “keyif” sözcüğünü sık sık hatırlamalı. Dünkü maçı izleyemeyen, tedavi başlarken bana “Ben birazdan uyuyakalacağım, bana maçın skorunu yaz lütfen” diyen dostum bu saydıklarımı başarabiliyor. Devam de ettirecek. Fenerbahçe ise özellikle ilk yarı çok iyi takım savunması yaptı fakat hücum etkinliğinde adeta bir hiçti.

Sorumlu Yıldırım

BUNU anlayabiliyorum; bilhassa Konya'daki hezimetten sonra Ersun Yanal'ın Kadıköy'de açık oynayıp olası bir farklı skoru rüyasında bile görmeye tahammülü yoktu. Fakat sonuç yine de farklı oldu. Sebebi ise kısa; takım savunma şablonunu bozan bireysel hatalar. Kadlec baş şüpheli… Fakat bunlar laf-ı güzaf. Tek bir sorumlu var; yıllardır süren yanlış kadro planlaması, derebeyliği gibi yönetilen kulüp, hor kullanılan futbolcu ve diğer kaynakların başındaki kişi: Aziz Yıldırım…

5 yıl önce koltuğunu bıraksa heykeli dikilirdi; hırs, sevgi, ego adına ne derseniz deyin işte o duygularından dolayı oradan kalkamadı ve sportif başarı olarak futbol takımını yıllar evvel aldığı günkü çizgiden bile aşağıya çekti. Kötü huylu bir hücreye döndü…

DOSTUM, dün Fenerbahçe maçı kaybetti maçı. Fakat dünkü maçı kazanmayı istemek zaten boş bir umuttu, gerçekçi olursak. O attığın mesajı da sakla, ben saklayacağım. Fenerbahçe için “başladık!” diyebileceğimiz gün dün değildi. Ama yakındır.